Darbe girişimine dair bir kaç kelam

29
Sep 2016
  • PDF
29 Sep 2016

Darbe girişimine dair bir kaç kelam

Darbe girişimi oldubitti, asıl soru; şimdi ve sonrasında ne yapılmalı. Yaşanmışlıklardan dersler çıkartmayan bir toplum zillet içinde yaşamaya mahkumdur… Ne yazık ki dersler çıkartmak şöyle dursun daha bilinçsiz, haksız, garip söylem ve fiillerde bulunulmaktadır…

15 Temmuz gecesi ne oldu, nasıl oldu, hangi gerekçeyle oldu, kime karşı yapıldı, yapılan hangi hatalardan dolayı buna maruz kaldık, hali hazırdaki durum kime yaradı/yarıyor, başarılı olsa kime yarayacaktı, darbe başarılı olsa ne olacaktı, darbenin ortak ve yancıları kimlerdi gibi sorulara cevap bulmadan mevzuyu doğru anlamlandırıp çözümlememiz mümkün değil ama gözlemliyoruz ki, halkın çoğunluğu doğru soruları sorup cevap bulmak bir yana hala eskisi gibi esen/oluşan/oluşturulan güç rüzgarının ardından kontrolsüzce sürüklenmektedir…

Gülen hareketi; başındaki Siyonist uşağı zatın öncülüğünde yıllardır İsrail ve ABD için tehlike teşkil eden anti emperyalist, anti kapitalist, anti siyonist ne kadar hareket varsa zayıflatmaya/yok etmeye kurgulanmış bir oluşumdur. Bu konu, bilinçli az bir kesim tarafından sadece son yıllarda değil 40 yıldır dillendirilirdi. Türk Millliyetçisi ve sığ bir Sünnici kodla dokunan bilinçleriyle emperyal uşaklığı birleşince, özellikle ufku açık ümmetçi İslami hareketleri yok etmeye kodlanmış bir anlayışla faaliyet yürüttü yıllarca. Bunu da ılımlı İslam, dinler arası diyalog, hoşgörü nidalarıyla ve arka planda yürüttüğü kumpaslarla yapa geldi.  Eğitim, Yargı, polis teşkilatı başta olmak üzere her türlü takiye yöntemlerini kullanıp bürokraside kadrolaşmasını arttırdıkça arttırdı. Daha bir çok gayri ahlaki yöntemlerle yürüttükleri faaliyetler görebilenler için aşikardı, görmezlikten gelinen taş dönüp dolaşıp milletin ayağına takıldı…

Gelinen bu noktada ise iktidar alanlarının çakışmasından kaynaklı çıkar savaşımına girdi AKP akımıyla… Yani ne Gülen’in AKP’ye cephe alması her daim yaptığı sahih İslama düşmanlığından kaynaklı ne de AKP’nin Gülen’in önünü kesmeye çalışmasıyla başlayıp şimdilerde zirveye çıkan savaşı İslami öncüllere binaendir… Müslümanların, bu süreci İslami hassasiyetlerle İslami kazanımlar için yapılıyor diye tanımlaması hatalıdır. Bu süreç bir iktidar savaşımıdır, bir blok savaşımıdır, bir çıkar savaşımıdır. Bu noktada; Hükümetin ve Türkiye ahalisinin bu darbe girişiminin karşısında durmasının, bertaraf edilmesine destek olmasının başta ekonomik olarak sosyal/siyasal kazanımlarından başka bir hasleti yoktur…

Sonraki süreçte işletilen hukuksuz/ahlaksız/keyfi uygulama ve yöntemlerin daha sonra bizler dahil herkese uygulanabilir bir kapı araladığını herkesin idrak etmesi elzemdir. Bu kötü tecrübenin yine ardından gelen sürecin aynı şekilde kötü bir biçimde işletilmesi çok vahim bir tablo peyda etmiştir. Artık hukuksuzluk iyiden iyiye meşruiyet kazanmıştır bu topraklarda… Bu tarihten itibaren her gelen iktidar veya başkaca bir güç odağı, KHK’ler çıkartıp istenilen kişi veya kurumun mal varlığına sorgusuz sualsiz el koymaya, tutuklamaya, memuriyet dahil işten atmaya, kişiye sorma veya soruşturma ihtiyacı bile gütmeden açığa almaya hak kazandı, oluşan/oluşturulan bu algı kadar tehlikeli bir durum yok hali hazırda…

Bu girişimin ardından başlatılan cadı avının da sorgulanması ve daha sağlıklı işletilmesi için idarecilere baskı yapılması gerekmektedir. Çünkü her süreci bilinçsiz ve yanlış işlettikleri gibi darbe girişimi sonrası sürecide yanlış işletiyor 15 yıllık hükümetimiz. Başta; hükümet yetkilileri darbe müteşebbisi kişilere atfen “terörist” tanımını iyi belirlemek, çerçevesini doğru çizmek zorundadır. Hukukun olmadığı yerde adaletsizlikten başka bir şey olmaz, işlenen bir suç keyfi uygulamalarla, yanlış tanımlarla, haksızlık yapılarak defedilemez. Aksine başka haksızlıklar doğurur… Hukukta suç unsuruna dair temel bir kaide vardır; “Ceza hukuku anlamında kusur, bir kimse tarafından bilerek ve istenerek işlenmesidir. Yani, failin cezalandırılabilmesi için fiili bilerek ve isteyerek yapmış olması gerekir. “ bu noktadan hareketle darbe girişiminden haberi olmayan ve hatta olsa belki de itiraz edecek gülen hareketinin alt tabakasındaki bireyleri de terörist olarak tanımlayıp öyle hükmedilmesi haksızlıktır. Ki; darbe girişiminde bulunan bu yapının kemik kadrosu, cemaatin alt tabakasındaki kişileri de zan altına sokup hayatlarını mahvetmiştir, bu nedenle müteşebbis Siyonist uşaklarının bu hamlesine kendi müntesipleri bile tepki göstermektedir. Çok geniş bir kitleden bahsediyoruz ve bunların hepsinin terörist olması namümkündür. Ayrıca bu ülkede Gülencilerle iş tutmamış, dirsek temasında bulunmamış çok az sayıda adam vardır. Samimi olunacaksa başta darbenin muzaffer başkomutanı kendi yakınından başlamalı sonra halk arasındaki bireylere yönelmesi daha uygun olur zannımca… 17-25 Aralık miattır deniliyor; öncesi ve sonrasına göre hareket edilecekse çok daha öncesinde bile okulunda okumuş/banka hesabı kullanmış/yardım etmiş/içinde bulunmuş memurlar niye işten atılıyor bir açıklık getirilmelidir… Ezcümle; bile isteye darbeye teşebbüs etmiş olanlar haricinde cemaatin alt tabakasındaki müntesiplerine zulmedilmesi haksızlıktır, bunun bir nüans farkı olması gerekmektedir…

ABD ve özellikle İsrail atlanıp hesap sorulmayıp, bu odakların maşası Gülenden hıncımızı çıkartıp kaldığımız yerden devam edersek asıl o vakit darbe başarılı olmuş demektir… Yine her konuda olduğu gibi hiçbir şeyden haberi olmayan 15 yıllık iktidarımız, olay cereyan ettikten sonra bilinçsiz/hukuksuz/kontrolsüz sadece refleksif hareket etmektedir. Arka planda oyunu kurgulayan/hazırlayan/sahneleyen unsurları görmeyip/görmek istemeyip gücünün yettiği figüranlarla mücadele ederek Türkiye ahalisinin de algısını çarptırıp topyekun hedefi şaşırmamıza neden oluyor… Fetullah Gülen katıksız bir siyonizm hizmetkarıdır; İsrail ve Amerika içindeki İsrail lobilerinin istediğini söyler ve yapar, istemediğini söylemez ve yapmaz ayrıca İsrail için tehlike teşkil eden unsurların bertaraf edilmesi için imkanlarını sonuna kadar kullanır… Geçmiş söylem ve fiilleri tekrar okunup gözlemlendiği vakit bu apaçık görülecektir ve bu odakların yönlendirme ve desteği olmadan böyle bir darbe girişimini düşünmesi bile mümkün değildir. Bu gerçek ışığında İsrail ve Amerikayla hesaplaşmadan gidilecek yolda sadece ve sadece kendimizi tatmin etmiş oluruz…

Sebep sonuç ilişkisi; kimse cereyan etmiş sonucun müsebbibi kim, zemin oluşturan kim, imkan sağlayan kim diye sormuyor ne yazık ki. Kemalist duygularla muhalefet eden CHP misali odakların haklı olarak daha dün kol kolaydınız diye sormasından ve islami kaygılarla muhalefet eden Müslümanların aynı söylemlerinden başkaca bir söylem ve girişim göze çarpmamakta, ki bununda söylemden başka bir karşılığı yok. Adam çıkıp “adlanmışız” diyip işin içinden sıyrılabiliyor rahatlıkla/pişkin pişkin. Açık söyleyim; Türkiye ahalisinin maruz bırakıldığı bu darbe girişiminin 1 numaralı müsebbibi RTE öncülüğündeki AKP akımıdır ve bunun hesabını vermelidir. Yukarıda belirttiğim gibi yönlendiren ve destekçileri yanında ülke içindeki sorumluları es geçerek, kuklayı ve avanesini şamaroğlana çevirmenin bir alemi yok. Konjonktürün müsait olmaması, darbecilerin hataları ve halkın onurlu duruşuyla engellenen bu girişimin üstüne hesap sorulması bir yana birde zafer RTE’a takdim edildi, komedi gibi..:) tam tersi bu belayı sen başımıza sardın diyip hesap sorulmalıydı. Sadece iç politika değil dış politikadaki bilinçsizliği/iradesizliği/acziyeti ve hatalarından dolayı Türkiye’nin yanı sıra bütün bölge ülkeleri ağır bedeller öderken hala zafer edalarıyla ortalıkta dolaşması şahsen çok garib… Asıl maraz ise arkasından zafer sancağını sallayan ahalide, özellikle İslami camianın bireylerinde…

İktidar tecrübesiyle 2007’den beri yaşananlarla bölük bölük sisteme eklemlenen İslami camianın, geriye kalan az bir kısmının yarısının da bu süreçte iktidara yöneldiğini gözlemliyoruz ne yazık ki… Bazı durumlarda İslami hareketle söylem ortaklığı ve bazı noktalarda düşmanlarının ortaklaşmasıyla harmanlanan zemin içinde debelenen İslami hareket mensupları, amaçlarına hizmet ettiği ve kendilerine alan açtığı için AKP iktidarıyla hedef/amaç birlikteliğine girmiş oldukları yanılsamasına girmiştir kanaatimce… Bu yanılsama; son süreçte zirveye çıkmış durumda ve bu feceat durumdan başta zihinlerimizi sonra bedenlerimizi sıyırmadan benliğimizden söz edemeyiz. Ve İslami hareketin özgür ve özgün vasıflarına hayatiyet kazandırıp, soğumaya bırakılan cevherin üzerindeki külleri silkeleyip harlayamazsak yakında tarihin derinliklerine gömülecek ve canlanması zor bir noktaya varacak.

Bu süreç sonrasında islami hareketin önündeki engellerden üç ana unsurun zirveye çıktığını gözlemliyoruz. 1- Demokrasi düşüncesinin bu toplumda (özellikle eski islami harekete mensup arkadaşlarda) iyice oturması. Darbe girişimi sırasında vefat eden o güzel insanları Demokrasi şehidleri olarak anmak ve bu anışa karşı bir ses verilmemesi, ardından demokrasi nöbetleriyle sokakların doldurulması bu algıyı pekiştiren ana unsurlardır. Halktan ziyade özellikle son 8 yıldır sokakları boşaltan bizim cenahın bireylerinin sokakları (ilk iki gün hariç) aşkla şevkle doldurması dikkate şayandır. 2- Milliyetçilik olgusunun olağanüstü artması ve bundan Müslümanların rahatsızlık duymaması… 3- Değil islami hareketin önündeki bir engel tam tersine islami hareketin bayraktarı görenler bu düşünceye katılmayacaktır doğal olarak, bu 3. madde benim ve gibilerinin düşüncesidir ama belirtmek üzerime farzdır. RTE diktatörlüğünün artması… 15 Temmuz sonrasında bu üç unsurun kayda değer ölçüde artması dikkatle irdelenmesi gereken hususlardır...

Devlet asıl sahiplerine dönüyor; TC’yi 2011 öncesinde ABD sevkiyle Gülenciler yönetiyordu, sonrasında ise Avrasyacı ulusalcıların etki alanına girmiştir. AKP ve milletin irade sahibi olduğunu düşünen varsa yanılır, çünkü bundan emin olabilirsiniz ki RTE’ında, AKP kadrolarının da hiçbir şey bildiği yok. Geri dönük bir bakıldığında görülecektir ki; cereyan eden süreçler bilinçli, hesaplı, öngörülü işletilmemektedir. Hiçbir malumatı ve hazırlığı olmadığı noktada herhangi bir olay gerçekleşir ve “bizimkiler” duygusal/refleksif hareket etmekten başka bir şey yapmaz/yapamaz… Bu kadar yönlendirmeye açık bir akımı da yönlendiren çok olur..:) sorun; bu yönelen akımın peşinden giden Müslümanlarda… Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; Türkiye yönünü doğuya dönse bile (batıdan yüz çevirmesinin olumluluğunu saklı tutarak) Müslümanların hayrına bir süreç işlemeyecektir. ABD etkisinden rahatsız milliyetçi ve ulusalcı akımın etki alanına girip belli bir sürede Rusya’nın kuyruğunda bilinmezliğe doğru yol alacağız. Rabbim; önceliklerimizi/gündemlerimizi kendimizin oluşturduğu, özgür ve özgün düşünce ürettiğimiz, basiret sahibi bir ufukla nebevi metod çizgisinde yolumuzu belirlediğimiz, bilinçli bir irade gösterdiğimiz günleri bizlere gösterir inşallah…

Bunlardan hariç; hükümet içindeki bazı odakların, iktidara ve küresel güç odaklarına muhalefet edip tehlike teşkil eden unsurları da gülenci kefesine koyup egale etme gayretleriyle resmi ve sivil alandan tasfiye etme girişimleri aşikardır… Bürokrasideki yetkililerin keyfiyetiyle gerçekleşen tasfiye işlemlerinin acilen kontrol altına alınıp haksızlıklara mahal verilmemesi için formüllerin geliştirilmesi elzemdir.

Haricen; OHAL’i fırsat bilip girişilen hamleler, topyekün ülkeye telafisi mümkün olmayan yaralar açması içten bile değildir. Devlet için sorun teşkil eden Kürt muhalefetindeki odakları da bu furyada bertaraf etme niyeti hasıl olmuş anlaşılan… Kanaatimce; çözüm sürecinin bitmesini arzulayan İsrail ve ABD maşası Gülen hareketi, çözüm masasını dağıtan unsurdur…  Ateşkesin bittirildiği evreler, yaşananlar, kime yarayıp yaramadığı irdelenirse hatta sonrasında ordu tarafından yapılanlar, yok edilen şehirlerde yapılan arama tarama esnasında sistematik olarak yatak odalarına yazılan yazıların varacağı yer, neden istisnasız denebilecek ölçüde her eve yazılmasının nedeni, kimlerin talimatıyla ve kimler tarafından yazıldığı irdelenmeli/soruşturulmalı. Ki; hendek siyaseti ters tepip bölge halkının PKK’ya tepkisi ve devlete tabiri caizse sempatisinin arttığı bir havada, böyle bir kazanımın ardından devletin adam gibi şehre girip PKKlıları ve hendekleri giderip çıkması beklenirken hedef göstermeden şehri harabeye çevirmenin yanı sıra yatak odalarına yazılan yazılarla halkın tekrar devlet düşmanı olmasını kimler arzu ederek bunları yapmıştır sorgulanması gerekir… Bu darbe girişimi başarılı olsa yok edilmek istenen bir unsurla sonrasında belli ölçülerde dayanışmaya gidip çözüm sürecini tekrar oluşturmak ve sorunların giderimine bakmak gerekirken. Tam tersine belediyelerine el koymak, binlerce sempatizan öğretmenini memuriyetten atmanın anlamı nedir.

Iskalanan mühim noktalardan biriside; darbe girişimcisi gülen grubu ve uluslar arası destekçilerinden ziyade hesap vermesi gereken sorumluluk sahibi yöneticilere dair en ufak bir kelamın bile edilmemesi/edilemiyor olmasıdır... Siyasi ahlak gereği hesap vermenin veya toplumsal olarak hesap sormamız gerekliliğinin yanı sıra ülkeyi yöneten, bu kişi ve cemaatlere alan açan, istedikleri her şeyi önüne seren, kadrolaşmalarına zemin hazırlayan, yıllarca kol kola yürüyen yöneticilerin bu halka 15 Temmuz gecesi yaşattıkları için hukuki olarak hesap vermeleri zaruridir… Hesap vermeyi boş verin; Allahın yardımı, Konjonktürün müsait olmaması, halkın tepkisi ve darbecilerin beceriksizliğinden dolayı başarıya ulaşamamış bir girişimin ardından (yerinde ve zamanında darbeyi engelleyici hiçbir şey yapmamışken) sorumluluk sahibi kişilerin zafer edasıysa sahnelerde boy göstermesi kadar trajikomik bir durum yaşanmamıştır tarih boyunca sanırım…

Ayrıca; Askeri darbeye karşı nasıl dik duruş sergilendiyse sonrasında yaşanan/yaşatılan sivil iktidar darbesine de aynı şekilde tepki gösterilmesi gerekmektedir, diye düşünmekteyim. Gerçekleştirilmeye çalışılan bir darbe sonrasında neler olabilir sorusunun cevabı ve karşılığını, 15 Temmuzdan sonra aynen gözlemlemekteyiz… Bu kadar feceat bir durum nasıl gözlemlenemeyip itiraz edilmez anlamak mümkün değil…

Nihayetinde; huzur, refah, adalet, hakkaniyet arzuluyorsak eğer herkes yapıp ettiklerinin söyleye geldiklerinin sorumluluklarının hakkını vermelidir… 15 Temmuz her açıdan Türkiye için miat olmalıdır. Amerikayla devlet bazında ilişkilerin gözden geçirilip farklı bir zemine oturtulması gerekliliğinden daha mühim olanı Türkiye ahalisinin dost düşman kimmiş tanıması gerekir artık. Yaşanmışlıklardan dersler çıkartıp ülkeye hükmedenlerden ne isteyip ne istemediklerini, beklentilerini, yönetişim içinde ekonomik/siyasi/sosyal ihtiyaçlarını tekrar sorgulayıp yöneticilerine dayatmalıdır… AKP iktidarı da  geçmişe yönelik özeleştirisi yapıp bu ülke halkının hükümranı değil hizmetkarı olduğunu, olması için seçilip başa geldiğinin farkına varıp güç sarhoşluğuyla değil bilinçli bir idareci modunda ülkenin sorunlarına eğilme iradesi göstermesi gerekmektedir… İslami camiada kendine gelip devletle kurduğu evlilikten boşanmalı, sivil/özgür/özgün hareketine kaldığı yerden devam etmelidir…

Yusuf ŞANLI   - 28.09.2016

 

You are here Home