Ortadoğu?da İslam ve Modernizm

24
Dec 2011
  • PDF
24 Dec 2011

 

Ortadoğu?da İslam ve Modernizm

Çağdaşımız olan toplumlar internet üzerinden bilgi ve iletişim sağlayarak çok rahat organize olabilmektedirler. 21. y.y.?da Müslüman halklar mevcut dünya toplumlarının(özellikle Batı ?nın) yaşam standartlarını kendi toplumuyla mukayese etmekte ve büyük hayal kırıklığı yaşamaktadırlar. Müslüman toplumlarda meydana gelen bu infial, aslında batıyla yapılan mukayese zeminin yine bize ait olmamasından kaynaklanır. Sonuç ise önü alınmaz öfke, cinnet ve panik ortamının ortaya çıkması olmaktadır.

Bugün Müslüman coğrafyası hâlihazırda güvenlik, fikir ve vicdan hürriyeti gibi ontolojik ihtiyaçlarının karşılanması adına ?devrim?sel nitelikteki (hatta Tunus, Mısır ve Libya bu devrimleri bir ölçüde yaşadı) hareketlere sahne oluyor. Bu da gösteriyor ki artık bu coğrafyadaki ülkeler eskisi gibi otokratik yapılarını koruyamayacaklar. Hepimizin ümidi mezkûr ontolojik ihtiyaçların daha iyi şekilde karşılandığı ve ?öz gürleşme?nin yaşandığı bir Müslüman coğrafyası görmektir. Fakat öyle duruyor ki bu hürriyet hareketi (özgürleşme olup olmadığını zaman gösterecek), Türkiye?nin de etkisiyle, Müslümanları daha liberalist bir ortama sokacaktır. Müslüman halkların, liberalizm lehine değişecek yeni konjonktürde, üretim, tüketim algılarını koruyabilmesi ise direnç gösterebileceği değerlerini yitirmemesine bağlıdır. Ortadoğu?da yaşanacak kavga da bu minval üzere sürecektir. Zira mevcut tüketim ahlakı bozulmadıkça ulusötesi şirketlerin bu coğrafyadan sağlayacağı gelir sınırlı olacaktır. Ve kavga da kaçınılmaz olacaktır.

 

Çağdaş Müslüman?ın eşya telakkisinde önemli bir etkisi olan ?Modernizm?, oluşacak konjonktürde kapitalistlerin liberalist arzularına hizmet etmek için tam da istenilen kumaştır. Haçlı seferlerini aratacak kadar tehlikeli olan ?Modernizm?, bu sefer oryantalist çalışmalar gibi Müslümanın yalnız itikadi ve taabbudi alanını değil aynı zamanda günlük iştigalini de kendisine göre yorumluyor ve maalesef dönüştürüyor. Reklam, moda, kariyer söylemi, önde ve öncü olma gibi Müslüman?ın cemaat algısını kırıcı ve ihtiyaç yerine hırs, arzu içerikli tüketim şeklini aşılayıcı özelliği haiz ekonomik yapı, küresel (ulusötesi) şirketlerin sömürü alanıdır. Çin?de emeği, Müslüman Coğrafya?da hammaddeyi sömürerek en son faiz gelirini de Avrupa ve Amerika?da yiyen bu şirketler ürettikleri malları satmak ve finansal ağ örgüsünü genişletmek için yukarıda bahsettiğimiz ?ekonomi algımızı? bozmak zorundadırlar. Çünkü yapılan talep fazlası üretim, tüketimin kamçılanmasıyla elden çıkarılabilir. Hormonlu yiyecekler gibi durmadan sağlıksız bir şekilde büyüyen metropol şehirlerde yaşamaya, işlem görmüş, katkı maddesi eklenmiş, raf ömrü uzatılmış gıdalar tüketmeye, evlerimizi ve çevremizi kuşatmış bulunan cihazlara itiraz etmeye, bunu en azından zihnen yapmaya hazır olup olmadığımız meselesinin modern çağda İslam'ın doğru algılanıp doğru yaşanmasıyla doğrudan ilişkisi var.  Bu nedenle ?Günümüzde Müslümanlar?ın karşısındaki en tehlikeli akım Modernizm?dir. Batı hâkimiyeti karşısında kompleksli bir duruşla İslam?ın Batı kökenli pozitivist anlayışla çelişmediği iddiasından hareket eden Modernistler eliyle, itikadî sahadan amelî konulara kadar her seviyede yeni bir İslam anlayışı oluşturma iddiasıyla korkunç bir tahrip ve tahrif faaliyeti yürütülmektedir. Müslüman halkların belli bir kesimi, Modernistlerin diline ve yöntemlerine yabancı olduğu için bu akımın söylediklerine çarpılabilmekte ve sonunda itikattan başlayan ve giderek diğer alanlara sirayet eden bir çürüme süreci yaşanmaktadır.?

Müslüman?ın Ekonomiyle İmtihanı

Birçok Modernist, İslam coğrafyasının ekonomik olarak geri kalmışlığının nedenini Müslümanların Osmanlı İmparatorluğu?nda bireyci tüketim alışkanlığını kazanamamasına (!) bağlıyor . ?Tüketimini arttıramayan toplum, yatırımlarını da kısırlaştırmış ve üretim teknolojisinde de gelişimlere sebep  ve kaynak sağlamamış olur? söylemi bu noktada sürekli dillendirilir.(Toplumun tüketim düzeyinde -nüfus artışının ötesinde- bir artış olmamasının ekonomik büyümeye etki yapması Osmanlı gibi provizyonist  ekonomi anlayışını benimsemiş ülkeler için geçerlidir. Nitekim mevcut ülke toplumunda tüketim düzeyinin artmamasına rağmen, ülkenin dış talebe yönelerek de yatırımlarını, istihdamını, teknolojik ilerlemesini ve ekonomik büyümesini sağlaması mümkün.) Bu bağlamda İslam coğrafyasındaki ekonomik gerileme sorgulanırken, ?bireyci üretim-tüketim ahlakı?nı, ekonomik büyüme için elzem gören ?modern? anlayışın ilk adımda Müslümanlarca sorgulanması gerekir.

Adam Smith?in ekonomiyi sistemlendirmesi ve onu başlı başına bir bilim yapma yolundaki çalışması klasik öğretiyi meydana getirirken, ardı sıra gelen görüşler, eleştiriler yeni sistemler doğurmuş, var olanların ise içini ?doldurmuştur?. Sonuç, bugün nefes alan her canlı ve vücut bulan her mesele ekonomi biliminin bir nesnesi olmuştur. Ekonomi yeni bir bilim olarak ortaya çıkarken ve hatta sosyal bilimlerin kraliçesi olduğunu iddia ederken, Batı, Müslüman?ın emeğini, sermayesini, toprağını, hayatını, tarihini ve en önemlisiyse akl-ı pîranesini ihaş ile meşguldü. Acı olan ise hâlihazırda Müslüman coğrafyasının yüzlerce sene sonra bile kendisini kurtaramamış olmasıdır. Müslüman Coğrafyasının hâli böyle iken, kimse gün içinde çevrilmiş olduğu kavramların neye tekabül ettiğinin muhasebesini yapamamıştır. Hele hele kapitalist ortodoksinin hayatımıza soktuğu, formüle edilmiş ekonomiye ait kavramları eleştirmek gibi bir kendini bilmezlik(!), geri kalmışlığına sebep göstermekti? İşte bireyci bir ekonomik ahlaka sahip olmamanın, daha iyi olan daha fazla olan değil, daha iyi olan haddinde olandır demek de bu kapsamda yaftalanmak için birer vesiledir. Çünkü rasyonel düşünmemiş, mantık sınırlarının dışına çıkmış ve çağa ayak uydurmamışsındır. Hepsinden öte olansa böyle düşünerek, ekonomik bütün öğretileri boşa çıkarmış oluyorsun? Çünkü mevcut yaklaşımlar tamamen ?rasyonel tercihler? altındadır.

Dönüp kendi coğrafyamıza baktığımızda ise gördüğümüz, eğitim kurumlarımızın hâlâ homoeconomicus yetiştirme derdinde olmasıdır. Bugün ne doğuyu ne batıyı ne de kendisini tanıyan bir İslam toplumu yoktur. İşin en can alıcı noktası ise artık değerlerimize nüfuz edecek dirayetimiz de yitiklerimiz arasındadır. Modernizm tasallutu altında, etkisi gölgesinden öteyi aşamayan birkaç İslamcı yazarımız ise yitip gitmek üzere aramızda gün sayıyorlar. Geriye kalanların çoğunluğu ise kaybedilen değerlerimiz hakkında fikir sahibi olmak bir yana, hükümet edenlerimizle beraber rahat günler yaşamanın ve yaşatmanın uğraşındalar. Konuya dair ?modern bir alıntı? yaparak bitirelim;

?Osmanlı İmparatorluğu?nun çöküş döneminde, reformcuların çoğu batı bireyciliğini oradaki canlılığın ve gücün anahtarı olarak görüyordu. Önde gelen bir batı yanlısı Türk , Anglo-Sakson kültürünü ?bireysel özgürlük ve girişim ruhu?, ?bireysel yetki ve sorumluluk anlayışı? ve ?bireyin saygınlığı ve dürüstlüğüne verdiği önem? gibi etmenler sayarak övmüştür. Batılaşma karşıtları ise bireyciliği bastırılması gereken batı özelliklerinden biri olarak görüyor, batı bilimini övmekle birlikte İslam?ın ahlaki, toplumsal ve siyasal bakımdan üstün olduğunu ısrarla savunuyorlardı.?

 

Muhammed Emirhan ONHAN /  Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

LAST_UPDATED2

You are here Home