İktidar, Kirlenen Siyaset ve Devlet Üçlemi

30
Jun 2011
  • PDF
30 Jun 2011

İktidar, Kirlenen Siyaset ve Devlet Üçlemi

Bürokrasi. Bin yılık bir devlet geleneğinin üzerine bina edilen üst yapının günümüzdeki kurumsal adı.

Tanzimat döneminde garba açılım zihniyetiyle özel olarak yetişen insanların, devlet kurumlarına tabiri caizse sızdırılarak halka rağmen halk için anlayışını dayattıkları en somut örnek olarak tefsir edilen bürokrasinin, siyaset üzerindeki iki yüz senelik derin etkisi yadsınamaz bir gerçek olarak karşımızda duruyor.

 

 

Peki devlet siyaset ve bürokrasi üçgeni nasıl okunabilir?

Bu soru başta müverrihler olmak üzere sosyologlardan kamu bilimcilerine kadar uzanan geniş bir yelpazede bulunan bilim insanlarının bilhassa sosyal bilimcilerin üzerinde belki de en çok münakaşa ettiği konulardan biri.

Anadolu ve Rumeli coğrafyasında kadim bir geçmişten söz edebileceğimiz İslam medeniyet havzasının yapılanmaları olarak sözü geçen sacayakları nasıl bir deformasyon süreci geçirdi?

Modernleşen Türkiye tarihi okumalarında karşımıza çıkan büyük resimde, tanzimatın bir kırılma noktası olarak görülmesi oldukça makul. Zira sözü geçen kadim geleneğin asırlar içinde inanç eksenli birtakım yorumlardan yola çıkarak inşa ettiği kurumların, baştan ayağa değişmesinin işaret fişekleri olarak değer kazanan Tanzimat, bazı teolojik ve etnik farklılıkların kurumlar üzerindeki tesirinin derinden hissedildiği bir zaman dilimini de ifade etmesi bakımından oldukça önemlidir kuşkusuz.

Geneli itibariyle adil sayılabilecek bir sistemin müşahhas hali olarak Osmanlı üst yapısının geçirdiği her evrim batı orjiniyle ve peryodik bir biçimde vücuda getirilmiştir. Batının rahle-i tedrisatını edinmiş ve dönüşlerinde kendilerine dahi yabancılaşmış sözde aydınların kaçınılmazlık ön kabulü üzerinden işlevsel hale getirdikleri söz konusu değişim süreçlere yayılmak suretiyle tesis edilmiştir.

İkinci aşamada Osmanlı topraklarında batının açtığı eğitim kurumlarından yetişenlerin devlet içindeki kritik noktalarda konumlandırılmaları köşeleri batının referansıyla kapma yarışına girenlerin yine batıdan beslendikleri kaynaklar marifetiyle toplumun temel dinamiklerinden uzaklaşmaları anlamına pekala gelebilir. Sonuçta bu, belli akılların organize ettiği bir hareket olarak anlaşılabilir.

Yukarıda zikredilen kadro hareketinin sonuçlarını özellikle cumhuriyet sonrası tüm zenginliğine rağmen yoksulluğa gark edilmiş millet ile bürokrasi arasında oluşan dil faklılaşmasından dahi anlamak mümkün. Geleneğini oluşturmuş bir dilin terki ve yerine ikame etmek üzere türlü zorlamalarla yapılan harf devrimi ait bulunduğumuz medeniyetle bağımızın kesilmesini beraberinde getirmiştir. Başlı başına bir makale kaleme almayı gerektiren söz konusu mevzu üzerinde durmadan yanlıca şu ifade edilebilir: bugünkü bürokratik dil soysal alt yapı tarafından anlaşılmaz vaziyettedir.

Sabatay Sevi ve ardılları ve masonik yapılanmalarla başlayan sürecin ittihat terakki zorbalığı esnasında ivme kazandığı ve tesis edilen yeni cumhuriyet ile üst yapının her yönüne sirayet ettiği gayet açık.

 

Özellikle 1961 anayasasının 4. Maddesinde yer alan ?millet egemenliğini, anayasanın koyduğu esaslara göre, ?yetkili organlar eliyle? kullanır? ibaresi iddiamızı destekler nitelikte. Zira maddedeki yetkili organdan kasıt millet tercihin yansıtıldığı parlamento değil; ihdas edilen ve darbelere meşru zemin kazandırmakla vazifelendirilen birtakım vesayet kurumlarından başkası değildir.

Esasen oligarşik bir yapıyı da andıran kadro hareketi ülke yönetiminde seçimden seçime yaşanan sözde değişikliklerin gerçekliğini orta yere koymak bakımından da ciddi bir öneme haiz.

Demokratur kavramının eyleme geçirilerek hakların yönetimdeki belirleyiciliğinden ziyade, yönetime alet edildiği tesislerden biri olarak bürokrasi, kirlenen siyaset ve devletin tüm organlarıyla yeniden masaya yatırılıp değerlendirilmesi bir zaruret halini çoktan almıştır.

Hüseyin Yahya ŞEKERCİ

 

 

 

 

LAST_UPDATED2

You are here Home